|
|
|
10
Mart 2006
"Çocuk da yaparım
kariyer de" olmuyor
Doç. Dr. Ali Baloğlu,
ilerleyen yaşla birlikte hamile kalmanın güçleştiğini, anne ve bebekle
ilgili sağlık sorunlarının daha sık görüldüğünü belirtti...
FİLİZ İÇKE
Uzmanlar kariyer için
evlilik planlarını öteleyen kadınları, "Çocuk da yaparım, kariyer de"
demeden önce bir kez daha düşünmeleri gerektiği konusunda uyarıyor. 35
yaşından sonra gebelikte görülen risklerin arttığını belirten Türkiye
Jinekoloji ve Obsestri Derneği 2. Başkanı Doç. Dr. Ali Baloğlu "Çocuk
isteyen çiftin önceden üreme yeteneğini belirleyen testler yaptırmasında
yarar var. Ancak alınan olumlu sonuçlara garanti gözüyle bakmamak
gerekir. Bir yıl sonra şartlarınız bozulabilir. Bugün gebe kalmanızda
problem görülmeyebilir ama bu geleceğe yönelik bir güvence değildir. Bu
nedenle gebeliğinizi risklerin arttığı ileri yaşlara ertelemeyin" dedi.
35 YAŞINDAN SONRA
Dünya Sağlık Teşkilatı ileri anne yaşını, beklenen doğum zamanında
annenin 35 ve üzeri yaşta olması olarak tanımlıyor. Son yıllarda
özellikle gelişmiş ülkelerde kadınların daha geç yaşlarda doğum
yapmasının çeşitli nedenleri var. Bu nedenlerin başında kadınların artan
eğitim süreleri ve iş hayatında daha aktif rol almaya başlamaları yer
alıyor. Etkin doğum kontrol yöntemlerinin bulunması, kürtajın
yasallaşması ve kısırlık tedavilerindeki ilerlemeler de kadınları daha
geç yaşlarda doğum yapma düşüncesine yönelten diğer nedenler arasında
sayılıyor.
İDEALİ 25 VE 30 YAŞ
Ülkemizde 35
yaş üzerindeki kadınlarda görülen gebelik oranlarının büyük kentlerde
yüzde 8, kırsal kesimde yüzde 10 olduğunu belirten Doç. Dr. Ali Baloğlu
"Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Birinci Kadın Doğum Kliniği'nde
yaptığımız çalışmada da kliniğimizde doğuran her yüz kadından 5'inin 40
yaş ve üzeri gebeler olduğunu tespit ettik" dedi. İlerleyen yaşla
birlikte hamile kalmanın güçleştiğini, kadın için gebeliği sürdürmenin
daha zor hale geldiğini, anne ve bebekle ilgili sağlık sorunlarının daha
sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ali Baloğlu "Gebelik için en ideal yaş
25-30 yaş arası. Kadın üreyebilme yeteneğini 20'li yaşlardan itibaren
yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Bu süreç 35'ten itibaren hızlanır, 40
yaşında artık üreyebilme yeteneğini kaybedişin en üst sınırına varır. 45
yaşında hiç bir kadın kolay kolay yardımcı üreme tekniklerinden
yararlanmadan gebe kalamaz" diye konuştu.
YÜKSEK TANSİYON
İleri yaş gebeliklerinde anne adayını rahatsız eden hastalıklardan
birinin de yüksek tansiyon olduğunu dile getiren Doç. Dr. Ali Baloğlu
"İleri yaştaki anne adaylarında yüksek tansiyon diğerlerine nazaran
yaklaşık 4 kat daha fazla görülüyor. Bu durum bebekte gelişim geriliğine
neden olurken annede gebelik zehirlenmesi riskini artırıyor" dedi. İleri
yaşta gebe kalan kişilerde sık görülen bir diğer rahatsızlık da gebelik
diyabeti. Yaşın ilerlemesiyle birlikte bozulan karbonhidrat
metabolizması bu hastalığın gebelikte görülme sıklığını artırıyor.
Kadında ileri yaşta çıkan
sorunlar
* Rahim içi hastalıklar
* Diyabet ve hipertansiyon
* Çevresel faktörlerin birikmiş olumsuz etkisi
* Yumurtalık rezervlerinde azalma
* Yumurta kalitesinde bozulma
* Oluşan embriyonun kalitesinde düşme
* Rahmin embriyoyu tutma yeteneğinde azalma
* Erken doğum riski
* Bebekte düşük doğum ağırlığı
* Dış gebelik riski
* Çoğul gebelik riski
* Anne ve bebekte çeşitli hastalıkların görülmesi
Düşük riski artıyor
Kadınlarda gebeliğin düşükle sonlanma riskinin ilerleyen yaşla birlikte
çok arttığına dikkat çeken Doçent Doktor Ali Baloğlu 35 yaşından genç
anne adaylarında her yüz kişiden yalnızca 15'inin düşük tehdidi altında
olduğunu belirtirken bu oranın 35-39 yaş aralığında yüzde 25'e çıktığını
söyledi.
Oranlar
35 yaşından önce düşük riski yüzde 15
35-39 yaş arası düşük riski yüzde 25
40-42 yaş arası düşük riski yüzde 35
42 yaştan sonra düşük riski yüzde 50
|
|
|
|

27 Şubat 2006
Yarısı gitti
Hemşire Çağlayan Kadıoğlu, bir yıl içinde 65 kilo vererek
60 kiloya düştü. 125 kilo iken midesine bant takılan mucize hemşire, tam
28 beden birden zayıfladı
İZMİR geçirdiği ameliyatla yarı
yarıya zayıflayan Çağlayan hemşireyi konuşuyor. Atatürk Eğitim ve
Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Çağlayan Kadıoğlu (45) midesine
takılan bant ile 125 kilodan 60 kiloya düştü. 58 bedenden 36 bedene inen
mucize hemşire, sadece kelepçenin değil kendi azminin de bu işte payı
olduğunu söyledi. Bir yılda önce 55 kilo veren 5 ayda da 10 kilo veren
Çağlayan hemşirenin son halini gören yakınları onu tanımakta güçlük
çekiyor. |
|
|
|
4
Şubat 2006
Devlet hastaneleri özel
hastanelerle rekabette
Son derece
modern hastanelerin çığı gibi gelişmesi, devlet hastanelerini de
etkileyerek rekabet için kendilerini yenileme ihtiyacı doğurdu. Mevcut
binaları yetersiz kalan ve hem hastaların hem de hekimlerle birlikte tüm
hastane personelinin sorun yaşadığı İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma
Hastanesi'nin ek binaları yapılırken modern uygulamalar ön plana alındı.
Hastanenin ek binalarında, havaalanlarında uygulanan iç ve dış hatları
birbirinden ayıran sistem, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma
Hastanesi'nin ek binalarının projelerinde de uygulanıyor. Böylece,
haziran ayında hizmete alınacak ek binalarda hastalar hangi alanda
sağlık hizmeti alacaksa, yalnızca o bölüme girebilecek. Ek bina
inşaatları için bahçedeki ağaçların bir bölümünün kesilmek zorunda
kalınması nedeniyle ise hastanenin çatısına çim ve çiçek ekilerek yeşil
kaybının önüne geçilmiş olacak. Hastanede ayrıca yürüyen merdiven
kurulacak.
KALİTE YARIŞI
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Galip
Akhan, sağlık alanında hızlı bir yarışın yaşandığına dikkat çekerek, "
Yapılan yasal düzenlemelerle artık özel sektör de sağlık alanına girdi.
Sağlık hizmetlerinde yaşanan rekabete devlet hastaneleri de uymak
zorunda" dedi. Hastanenin mevcut binalarının artık yetersiz kalması
nedeniyle sorunlar yaşadıklarını anlatan Akhan, sağlık hizmetlerinde
kaliteyi yükseltmek amacıyla geçtiğimiz yıl mart ayında ek bina yapımı
için inşaat çalışmalarına başladıklarını ifade ederek, şöyle konuştu:
"Hastanemizde çok fazla yoğunluk var. Mevcut binada hasta ve doktorlar
sıkış tepiş bir durumda. Sahip olduğumuz 50 bin metrekarelik alanın 30
bin metrekaresini kullanıyoruz. Geri kalan 20 bin metrekarelik alanı da
kullanabilmek için iki adet ek bina inşa ediyoruz. Binalar
tamamlandığında hem hastalar hem de biz hastane personeli olarak
rahatlayacağız."
BAĞIMSIZ BÖLÜMLER
Yeni yapılan binalarda havaalanlarında uygulanan projeyi uyguladıklarını
söyleyen Başhekim Prof. Dr. Akhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Örneğin havaalanında hangi uçağa binecekseniz orda beklersiniz ve o
bölümde işlemlerinizi yaptırırsınız. Yurt içine gidecekseniz dış
hatlarda beklemezsiniz. Hastanemizde de yeni sistemde bir hasta nerde
tedavi edilecekse orada bekleyecek, diğer bölümlere hiç uğramayacak ve
tüm hizmetleri aynı yerde alabilecek. Mesela, göz rahatsızlığı için
hastaneye gelen kişi mevcut binamızda göz tansiyonunu ölçtürmek için
üçüncü kata, göz filmi çektirmek için bir başka kata çıkıyordu. Fakat bu
yeni yapılan binayla göz bölümünde hem tansiyonu ölçülecek hem filmi
çekilecek; yani başka bir bölüme gitmesi gerekmeyecek. Böylece hastanede
kargaşa olmayacak. Bu sistemle hangi hasta hangi bölümde tedavi
edilecekse o bölümde bekleyecek. ''
HAZİRANDA BİTİYOR
Ek binaların haziran ayında tamamlanacağını kaydeden Akhan, bodrum
katında 130 araçlık otopark, 150 doktor odası ve 3 poliklinik
bulunacağını söyledi. Yapılan binalardan birinin psikiyatri servisi
olacağını ifade eden Akhan, bu bölümde sigara, alkol ve uyuşturucu
bağımlılarına hizmet vermeyi amaçladıklarını, ayrıca hastane güvenliği
için yeni binada polis merkezinin oluşturulacağını belirtti.
İnşaat yapımı için hastane bahçesinde bulunan ağaçları feda ettiklerini
belirten Başhekim Akhan, yeni yapılan binanın çatısını yeşil alan olarak
düzenleyeceklerini söyleyerek, "Çatı terasımıza çzim ve çiçek ekeceğiz,
süs ağaçları ile donatacağız. Böylece kaybettiğimiz yeşili de geri
kazanmış olacağız" dedi. |
|
|
|
20 Şubat 2006
Antibiyotiğin fazlası zarar
Gereksiz antibiyotik kullanımı, vücutta hücre ölümüne
ve direncin düşmesine neden oluyor.
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Servisi Şefi
Prof. Dr. Semih Öncel, gereksiz antibiyotik kullanımının, vücutta hücre
ölümüne ve direncin düşmesine neden olduğunu ve hastalığı tetiklediğini
söyledi.
'Grip için C vitamini kullanın'
Prof. Dr. Öncel, son zamanlarda havaların değişken bir yapı izlemesiyle
birlikte gribal enfeksiyon yolları şikayetiyle hastanelere başvuran
vatandaşların sayısında artış olduğunu söyledi. Gribin, önceden alınacak
tedbirlerle önüne geçilmesinin önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr.
Öncel, bunun için de bol C vitamini tüketilmesi gerektiğini bildirdi.
Prof. Dr. Öncel, gribin en önemli belirtilerinin üşüme, titreme, vücutta
kırgınlık, halsizlik ve yüksek ateş olduğunu belirterek, bu tür şikayeti
olan kişilerin bir uzmana başvurması gerektiğini anlattı.
'Rastgele antibiyotik kullanmayın'
İnsanların gribe yakalanmaması için kalabalık ortamlardan uzak durması,
tokalaşırken dahi dikkatli olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr.
Öncel, şunları kaydetti: 'Grip, evde alınacak önlemlerle atlatılabilir.
Ancak belirtilerinuzun sürmesi halinde uzmana başvurulması gerek. Grip
virüs kökenli birhastalık. Bu tip hastalıklar ilerlediğinde daha ciddi
ve kalıcı bozukluklara neden olabilir. Bu hastalığı atlatmanın en önemli
yolu, dinlenmektir. Antibiyotik kullanımı önerilecek ilk tedavi şekli
değildir. Hastalık, mikrobik olaylarla birleşip ilerlediğinde, hekim
kontrolünde antibiyotik kullanılmalıdır. Gereksiz yere antibiyotik
kullanımı, vücutta hücre ölümüne ve direncin düşmesine neden oluyor.
Rasgele antibiyotik kesinlikle kullanılmamalıdır.' |
|
|
|
11 Ocak 2006

AĞABEYLERİNİN
SAYESİNDE DİĞER 2 KARDEŞİN DURUMU ERKEN FARKEDİLDİ
3 kardeş kanseri yenmeyi başardı
Doktorlar ameliyatla kalın bağırsağı alınan büyük kardeşe hastalığın
genetik olabileceğini söyledi. Tetkikler sonucu diğer ikisinde de aynı
durum çıktı
İzmir'de 'kalın
bağırsak kanseri' teşhisi konulan, Murat, Sedat ve Soner Akkaya
kardeşler, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan başarılı
bir ameliyatla eski sağlıklarına tekrar kavuştu.
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Genel Cerrahi Servisi Şef
Yardımcısı Doç. Dr. Okay Nazlı, önce büyük kardeş Murat Akkaya'nın (43)
makatta kanama şikayeti ile hastaneye geldiğini, tetkikler sonucunda
kanser olduğu anlaşılınca kalın bağırsağının alındığını söyledi.
Tetkikler
yapıldı
Doç. Dr. Nazlı şu bilgileri verdi:
"Sonra kalın bağırsağın tamamını kitle kaplamış olmasını dikkate alarak
hastalığın genetik olabileceğini düşündük ve hastanın iki kardeşini de
çağırdık. Tetkik yapılan kardeşlerde de bağırsak kanseri tespit edildi.
Sedat Akkaya'nın kalın bağırsağının tamamı alındı. Ard arda kanser
ameliyatı yapılan 3 kardeşin de genel sağlık durumu iyi. Ailesinde kalın
bağırsak kanseri olanlar, hiçbir şikayetleri bulunmasa bile doktora
gidip gerekli tetkikleri yaptırmalıdır."
Teşekkür
ettiler
Operasyonu gerçekleştiren ekiple birlikte poz veren Sedat Akkaya (34) ve
Soner Akkaya (28) ise annelerini aynı hastalık nedeniyle
kaybettiklerini, kendilerine de kanser teşhisi konulunca üzüldüklerini
belirterek, "Kanserde erken teşhisin ne kadar büyük önem taşıdığını
öğrendik. Yeniden sağlığımıza kavuştuğumuz için mutluyuz. Atatürk Eğitim
ve Araştırma Hastanesi doktorlarına teşekkür ediyoruz" diye konuştu.
Ön tanı hastalık için önemli
Başarılı operasyonu gerçekleştiren Atatürk Eğitim ve Araştırma
Hastanesi'nde görevli Doç. Dr. Okay Nazlı, Doç. Dr. Tuğrul Tansuğ, Doç.
Dr. Ali Doğan Bozdağ ve Dr. Hayrullah Delici, bu tür hastalıklarda erken
teşhisinin önemine değinerek, "Ailesinde bu tür hastalık bulunanların
mutlaka genetik olma ihtimalini göz önüne alarak erkes teşhis
yaptırmaları gerekir" diye konuştular.
Doç. Dr. Okay Nazlı:
İkisininki almak zorunda kaldık
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Genel Cerrahi Servisi Şef
Yardımcısı Doç. Dr. Okay Nazlı
"Büyük kardeş geçen yıl bize başvurdu. Yapılan tetkiklerde aileden geçen
küçük tümörcüklerle başlayan kalın bağırsak kanserine yakalandığı ortaya
çıktı. Doç.Dr. Tuğrul Tansuğ, Doç.Dr. Ali Doğan Bazdağ, Opr.Dr.
Hayrullah Derici, Asistan Dr. Enver Relhan ve Asistan Dr. Cemal Kara'nın
katıldığı operasyonla kalın bağırsağı alındı. Hastalık ailesel olduğu
için ağabeyin kardeşlerini de çağırıp inceledik. Ortanca kardeşte makata
yakın bölgede, en küçük kardeşte ise mikroskobik seviyede kanser vardı.
Üç hafta önce beşer gün arayla iki kardeşi ameliyata aldık. İkisinin de
kalın bağırsağı alındı. Şu an kardeşlerin sağlıkları çok iyi. Bu
hastalıkta küçük yaşlarda kalın bağırsakta iyi huylu tümörler oluşuyor.
25-30 yaşından sonra bu tümörlerin kanser eğilimleri artıyor. Ailesinde
bu tip kanser olanların genç yaşta kalın bağırsak muayenelerinin
yaptırmaları gerekiyor" diye konuştu. |
|
|
|
9 Ocak 2006
Et
ve şekerde ölçü kaçmasın!
İZMİR DHA
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Klinik Başkanı,
Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Oktay Ergene, Kurban
Bayramı'nda kalp sağlığı açısından beslenmeye dikkat edilmesi
gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Ergene, "Kalp damar hastalıklarının
beslenme alışkanlığıyla doğrudan ilişkili var. Yine Kurban Bayramı'nda
kırmızı et tüketimi ile birlikte tuz kullanımının artması, özellikle
hipertansiyon hastaları için ciddi bir tehdit oluşturuyor" dedi.
Bayram günlerinin zehir olmaması için özellikle 40 yaş üzerinde olanlara
tansiyonlarına baktırmaları tavsiyesinde bulunan Prof. Dr. Ergene, kalp
hastalığı açısından yüksek risk altındaki şeker hastalarının da bayram
günlerini ağız tadıyla geçirmeleri için tatlı tüketiminde ölçüyü
kaçırmamaları gerektiğini söyledi. |
|
|
|
02 Ocak 2006
Gereksiz
Antibiyotik Vücuda Zararlı
Vücutta hücre ölümüne, direncin
düşmesine neden oluyor.
Gereksiz
antibiyotik kullanımının, vücutta hücre ölümüne ve direncin düşmesine
neden olduğu ve hastalığı tetiklediği bildirildi.
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Kulak Burun Boğaz Servisi Şefi Prof. Dr. Semih Öncel, son zamanlarda
havaların değişken bir yapı izlemesiyle birlikte gribal enfeksiyon
yolları şikayetiyle hastanelere başvuranların sayısında artış olduğunu
söyledi.
Prof. Dr. Öncel, gribi atlatmanın en
önemli yolunun dinlenme olduğunu, antibiyotik kullanımının önerilecek
ilk tedavi şekli olmadığını belirtti.
Gribin, önceden alınacak tedbirlerle
önüne geçilmesinin önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Öncel, bunun
için de bol C vitamini tüketilmesi gerektiğini bildirdi.
Prof. Dr. Öncel, gribin en önemli
belirtilerinin üşüme, titreme, vücutta kırgınlık, halsizlik ve yüksek
ateş olduğunu belirterek, bu tür şikayeti olan kişilerin bir uzmana
başvurması gerektiğini vurguladı.
İnsanların gribe yakalanmaması için
kalabalık ortamlardan uzak durması, tokalaşırken dahi dikkatli olması
gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Öncel, şunları kaydetti:
"Bu hastalığı atlatmanın en önemli yolu, dinlenmektir. Antibiyotik
kullanımı önerilecek ilk tedavi şekli değildir. Hastalık, mikrobik
olaylarla birleşip ilerlediğinde, hekim kontrolünde antibiyotik
kullanılmalıdır. Gereksiz yere antibiyotik kullanımı, vücutta hücre
ölümüne ve direncin düşmesine neden oluyor. Rasgele antibiyotik
kesinlikle kullanılmamalıdır." |
| |
|
24 Aralık 2005
SAÇ İÇİN
SAĞLIK KAYNAĞI: YAĞMUR
Yağmurun saf sudan oluştuğu ve içerisinde saçlara zarar verecek herhangi
bir maddenin bulunmaması nedeniyle saçlar için bulunmaz değer olduğu bildirildi.
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Klinik Şefi
Yardımcısı Uzman Dr. İlgül Zeren Bilgin, yaptığı açıklamada, yağmur
suyunun yoğunlaşmış buhardan oluştuğunu ve içerisinde çok az miktarda
mineral bulundurduğunu söyledi.
Çeşme suyunda klor gibi çeşitli kimyasal maddelerin bulunduğunu ve bu
maddelerin saçı tahriş ettiğini belirten Bilgin, ''Yağmur suyunda cildi,
vücudu, saçları tahriş edecek bir madde olmadığı ve saf su olduğu için
saçlar için bulunmaz bir değer'' diye konuştu.
KIŞ AYLARINDA SAÇ BAKIMI
Kış aylarında havanın kirli ve kuru olması nedeniyle saçların
ayrı bir bakıma ihtiyaç duyduğuna değinen Bilgin, bu mevsimde saç
bakımıyla ilgili şu bilgileri verdi:
''Kirli, dumanlı havada dolaşılmamalı ve saç sürekli yıkanmalı. Kuru
hava saç derisini de kurutarak, saçın da kurumasına neden oluyor. Bu,
saçın kırılmasına yol açıyor. Saçın kuru kalmasını engellemek lazım.
Saçın şapkayla ya da eşarpla örtülmesinin faydası olacaktır.
Kuru ve kıvırcık saçlar, haftada en az bir kez şampuanlanmalı. Ayrıca
dışarıda fazla durmamak lazım. Islak saçla dışarıya çıkılırsa, saç
donabilir ve kırılabilir. Saçları kuru havadan korumak için bol su
almalı, yeşil sebzeler yemeli. Kafeinli içeceklerden uzak durmalı.
Nemlendirici, bazen de saç kremi kullanılmalı.'' |
|
|
|
16 Aralık 2005
KADIN OLMAK MENOPOZLA
BİTMEYECEK KADAR KARMAŞIK BİR MEVZU
Son durakta değilsin!
Menopoz sonrası kadını kendi haline
bırakmak, hayatının üçte birlik kısmını sağlıksız yaşamaya mahkum etmek
demek
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2.
Kadın Doğum Klinik Şefi op. Dr. Ferit Soylu, "Kadınların pek çoğu
menopozla birlikte kadın doğum uzmanlarıyla işlerinin bittiğini düşünür.
Tersine bu dönemde artan kanser riskleri nedeniyle kontrollerin daha sık
yaptırılması gerekir. Menopoz sonrası kadını kendi haline bırakmak
yaşamının üçte birlik kısmını sağlıksız yaşamaya mahkum etmek demektir"
diyor.
- Sağlıklı bir kadın olarak kalabilmek için hangi aralıklarla
kontrollerimizi yaptırmalıyız?
Genç kızlık döneminde yapılan tetkiklerin dışında evlilikten itibaren
kadınlarda yılda bir, en geç iki yılda bir jinekolojik muayene yapılması
gerekir. Rahimde yara veya ur olup olmadığı, yumurtalıklarda kistlerin
varlığı veya vajinal dengenin, akıntının normal olup olmadığı kontrol
edilmeli. Cinsel yönden aktif kadınlarda gelişmiş ülkelerin hepsinde
uygulanan pap-smear dediğimiz yöntemle rahim boynu kanserinin mutlaka
araştırılması gerekir. Testte rahim boynundan alınan sürüntü patoloji
laboratuarında inceleniyor. yüzde 60-70 güvence ile kadında rahim boynu
kanseri var mı veya bir kaç sene içinde gelişme ihtimali nedir ortaya
çıkar. Zamanında tespit ile sadece rahim boynundaki bozulmuş kısım
alınarak hiç rahime zarar vermeden tedavi mümkün hale gelir. Halbuki
kanser ilerlediği zaman çok radikal büyük ameliyatlar gerekiyor.
- İleri yaşlarda kadınlar hangi kanser riskleri açısından risk
altındalar?
Rahim boynu kanseri kadınlarda 20- 40 yaş arasında daha fazla görülür.
45 yaşından sonra ise rahim gövde kanseri riski artar. 40 yaşından sonra
smear testinin yanı sıra rahim iç kalınlığının ultrasonla ölçülmesi
gerekir. Rahim iç kalınlığı 5 milimetrenin altında olanlarda genelde
kanser olmaz. Ancak kalınlık miktarı 5 milimin üzerinde olanlarda
mutlaka rahim içinden parça alınıp tahlil yapılması gerekir. Çünkü 40-
45 yaşından sonra yumurtalık kanseri riski de artar.
- Bir kadının kontrollerini düzenli olarak yaptırması özellikle ileri
yaşlarda daha da önem kazanıyor değil mi?
Kadınlarımız genellikle menopoza girdikten sonra kadın hastalıkları
yönünden bir sorunlarının olmayacağını düşünür, onun için de doktora
gitmez. Halbuki menopozdaki kadınların daha çok doktora gitmesi gerekir.
Rahim gövde kanseri ve yumurtalık kanseri riski en çok bu dönemde
görülür. Özellikle yumurtalık kanseri hiç belirti vermez. Bugün ABD'de
bile yumurtalık kanserinin ikinci evreye geçmeden tespit edilme oranı
yüzde 10'u geçmez, çünkü gerçekten de hiç belirti vermez. Ağrı yapmadığı
için ancak komşu organlara zarar verdiği zaman belirti verir. Bu dönemde
de çok geç kalınmış olur. Rahim kanseri ise cinsel ilişkide kanama ve/
veya kanlı akıntı şeklinde bir yıl önceden belirti vermeye başlar. Erken
evrede yakalanan yumurtalık ve rahim kanserlerinde yaşama şansı yüzde
90'dan fazla. Ama geç kalındığında her evre için yaşama şansı yüzde 15-
20 düşer. O nedenle menopozda da yılda bir kez, en geç iki yılda bir
mutlaka bir kadın doğum uzmanına gidilmelidir.
Kendi kendine meme muayenesi
- Meme kanserine karşı nasıl
korunmalıyız?
Her kadının kendi meme yapısını zaman zaman aynanın karşısında
incelemesi gerekir. Özellikle doğum yapmış kadınlarda iki meme arasında
asimetrik farklar vardır. Örneğin memenin birisi dışa dönüktür veya biri
diğerinden daha büyüktür. Kadın, öncelikle vücudunu tanımak ve bu
farklılıkları bilmek için zaman zaman kendini ayna karşısında
incelemelidir. Evde kendi kendine meme muayenesi için kadın sırt üstü
uzanmalı, avuç içiyle memeyi daire şeklinde tarayıp eline gelen bir
kitle veya sertlik var mı bakması gerekir. Bir de meme kanserinin
başlayacağı yerde cilt bozulur. O bölge portakal kabuğu görünümünde olur
ve içe çökme görülür. Dikkatli bir göz bu değişikliği hemen fark eder.
Cildin bozulduğu yerde de büyük ihtimalle kanser var demektir. Özellikle
40 yaşından itibaren kadınların meme kanserine karşı yılda bir kez
mamografi testini mutlaka yaptırmasını öneriyoruz.
Anne veya kız kardeşlerde meme kanseri varsa kadın mamografi çektirmeye
daha erken, örneğin 30'lu yaşlardan itibaren başlayabilir.
Yanlış inanış
- Menopoz kendi haline
bırakılması gereken doğal bir süreç mi?
Kelime anlamı olarak menopoz son adet kanaması anlamına gelir. Menopoza
giren bir kadının "Ben artık yaşlandım, kadın olarak dünyadaki
görevlerimi tamamladım. Doktora da ihtiyacım yok" şeklinde düşünmesi son
derece ilkeldir. Çünkü her kadın ömrünün yaklaşık üçte birlik kısmını
menopozda geçirir. kadın hayatının böylesi önemli bir kısmını kaplayan
süreci, yaşamdan elini eteğini çekerek, bir takım sıkıntılara katlanarak
geçirmesi son derece yanlış. Bu nedenle menopozdaki kadını kendi haline
bırakmak ömrünün geri kalanını, hayatının üçte birini sağlıksız yaşamaya
terk etmek gibi bir şeydir. Bugün menopoza girmiş kadınlara uygulanan
hormon replasman tedavisiyle ilgili bir takım tartışmalar var ama her
şeye rağmen kadının hem cilt yapısını korumak hem kemik yapısını
korumak, genital organlarındaki daralma ve kurumayı korumak, idrar
yollarındaki bozulmayı korumak için kendisine uygun bir hormon replasman
tedavisi mutlaka yapılması gerekir.
- Menopoz dönemi kadınlarında en sık rastladığınız ve genel olarak
sağlığı tehdit eden yanlışlar neler?
Hormon tedavisi yararlı diye ezbere komşusunun ilacını kullananlar var.
Son derece sakıncalı. Örneğin küçük yaşta sarılık geçiren karaciğer
fonksiyonları bozuk bir kadın eğer kendiliğinden tetkik yaptırmadan
hormon başlarsa bir sene içinde siroz olur. Ya da tansiyon, şeker
hastası, varisleri olan bir kadın kendiliğinden hormon başladığında
emboli veya tansiyon dengesizliği sonucu felç de olabilir. Onun için
mutlaka doktor kontrolünde o hastanın bünyesine en uygun ilacı
kullanmak, bu ilacı vermeden önce de hem sistemik muayenesi, şekeri,
kolesterolu ve genital kanser olmayacağı şeklinhdeki tetkikleri
tamamlamak gerekir. Daha sonra da kullanılacak hormon dozu bünyenin
ihtiyacına göre ayarlanır. Kesinlikle hekim denetimi olmadan, tetkikler
tamamlanmadan hiç bir kadına hormon verilmez. Menopozda hormon replasman
tedavisinin ne kadar süreceğini hasta ile tartışmak gerekir. Genel
kabule göre 4-5 yıl süren bir tedavi kanber riski açısından hiç bir risk
taşımamaktadır.
Kansere davetiye mi?
- Hormon tedavisi kansere
davetiye çıkarır diye bir söylenti var?
Evet, hormon replasman tedavisinin meme kanserini binde 8 civarında
artırdığı şeklinde çalışmalar var. Ancak bunu öne sürerek tedaviye karşı
çıkanlar ne yazık ki hormon kullanmayan kadının sabaha kadar 10 defa
idrar için uyanmasının, kemiklerinin zayıflamasının, çektiği
sıkıntıların hesabını yapamıyor. Bu kadının 5- 6 yıl menopozda kaldıktan
sonra cinsel yaşantısının biteceğini hiç hesaba katmıyorlar. Burada kar
zarar hesabını çok iyi yapmak gerekir.
- Hormon tedavisi alan kadınların düzenli olarak kontrollerinin
yapılması tam tersine kanser riski açısından daha güvenli değil mi?
Elbette. Kontrollerini hiç yaptırmayan kadınlara göre bu tedaviyi alan
kadınlar daha şanslı. Bir de şöyle bir inanış var halkımızda: Hormon
kilo aldırır. Oysa tam tersi hormon kilo aldırmaz, kilo almayı önler.
Menopoza giren hanımlarda vücut hormon ihtiyacını karşılamak için belde
yağ biriktirmeye başlar. Hormon alan kadında bu durum oluşmaz.
- Menopoz dönemini bazı kadınlar çok sıkıntılı yaşarken bir kısım
kadın da bu dönemde alabildiğine rahat olabiliyor. Nedir bu farklılığın
sebebi?
Kadının daha önceki ruhsal yapısı çok önemli. Ruhsal bakımdan çok rahat
olan kadınlarda menopoz şikayetleri az olur. Tabii ki yaşam koşulları
çok önemli. Çok rahat koşulları olan, sosyal sorunları olmayan
kadınlarda menopoz belirtileri çok daha az oluyor. Çok sinirli stresli
insanlarda ise şikayetler daha da artıyor. Bir de menopoza girişte ilk
5- 6 ay kadar şiddetli yakınmalar devam eder. Daha sonra bünye yavaş
yavaş yeni duruma uyum sağlamaya başlar. Bir süre sonra da bu
belirtilerin çoğu kaybolur.
Hormon tedavisinin yararı büyük
Hormon replasman tedavisi, menopozla birlikte kadın vücudunda azalan
östrojen hormonunun dışarıdan verilerek şikayetlerin azaltılmasına
yönelik bir yöntemdir. Hormon tamamen kadının özel şartlarına göre
deriden, burundan sprey veya hap şeklinde verilir.
yararları:
* Sıcak basmalarını ve gece terlemelerini tedavinin ilk ayından
başlayarak azaltır.
* Vajinadaki değişiklikleri önler, cinsel ilişkinin kalitesini artırır,
idrar kaçırmayı yok eder.
* Kadınsı görünümünüzü korumanıza ve kilonuzu kontrol etmenize yardımcı
olur.
* Hücre yenilenmesini uyarır, elastikiyet ve nemliliği koruyarak
cildinizin görünümüne yararlı etki sağlar.
* Tedaviye birkaç yıl düzenli olarak devam edildiği takdirde kemik
kütlesi kaybı kontrol altına alınır.
* Kalp sağlığı ve kan damarları üzerinde yararlı etkileri vardır.
Altın kurallar
Kadınlara bu dönemde meyve ve sebze ağırlıklı,
proteinin en aza indirildiği, kalsiyum açısından zengin bir diyet öneren
Op. Dr. Ferit Soylu bilinen bir sözle de yeme düzeni açısından pratik
bir hatırlatmada bulunuyor: "Sabah kahvaltınızı kendinize ayırın, öğle
yemeğini dostunuzla paylaşın, akşam yemeğini düşmanınıza ikram edin!"
* Kanser ve benzeri hastalıklara karşı periyodik kontrollerini yaptır,
* Hareketsiz yaşamdan kaçın, mutlaka her gün yürüyüş veya egzersiz yap,
* Kemik erimesine karşı günde 2 bardak süt iç
Vazgeçilmez iki test
20- 40 yaş arası pap smear testi- yılda bir kez
40 yaş üzeri pap smear ve mamografi- yılda bir kez
|
|
|
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |